galaksi

1. Nesil Yazar
  • 304
  • 0
  • 0
  • 0
  • 8 Ay önce

sıfırdan başlamak

öncelikle tüm sözlük ahalisine ve bu platformda, bu yazıyı yazmama dolaylı yoldan olanak sağlayan haluk hocama merhabalar. bu yazıyı yazdığım saatlerin hemen öncesinde tekirdağ'ın dondurucu soğunu içime çekmiş, içime çekmekle kalmayarak iliklerime kadar hissetmiş olduğumdan içimdeki kıpırtıyla birlikte sizlere bu başlık altında hayatımı sunacağım.

kiminiz motivasyon hikayesi niyetine okuyabilir, kiminiz beni eleştirebilir, kiminiz ise sadece zaman geçirebilir. lakin bu başlığın altındaki herkesin hayatıma baştan sona tanık olacağını garanti edebilirim.

neden yazıyorum? çünkü hayatıma önümdeki birkaç gün içerisinde sıfırdan başlıyorum ve içimdeki tüm ağırlıkları atmak istiyorum. acısıyla, tatlısıyla bu güne kadar uzun bir maraton koştum. yer yer tökezledim, yer yer düştüm. lakin her seferinde kalkıp yürümeye, bu günlere yaklaşmaya devam ettim. şimdi ise hayatımın en büyük dönüm noktalarının birisinde olduğuma kanaat getiriyorum.

peki ne yapıyorum? evden ayrılıyorum ve ablamın yanına taşınıyorum. üniversiteyi, doğduğum ve bugüne kadar yaşadığım yeri, annemi, babamı, kardeşlerimi bırakıyorum.
yukarıda ki cümleyi ilk okuduğunuzda 'hah büyümüşte adam olmuş' diyebilirsiniz lakin esasında ben hayata sıfırdan başlıyorum. kararımın oluşmasını size biraz daha açık hale getirebilmek için bundan 21 yıl öncesine gitmeliyim.

trakya'nın sahil kenti olan tekirdağ'ın merkeze yakın bir köyünde doğdum. tıpkı bu yazıyı yazdığım akşamkine benzer soğuk mu soğuk, biraz daha karlı bir günde doğduğum için insanlar annemin etrafında pervane olmak zorunda kalmışlar. doğum anıma kadar kız olarak bekleniyorken erkek olarak doğmuşum. bu hadiseyle birlikte doğumuma kadar hazırlanan pembe giysiler, yataklar, yorganlar, oyuncaklar atılıp mavileri alınmış. ağababam ayrıca (bizim burada sıklıkla dede yerine kullanılır) uzaktan kumandalı araba almış. tabii o zamanlar köyde yaşayan insanlar için böyle oyuncaklara ulaşmak dahi zor oluyormuş ama ismini taşıyacağımı öğrendikten sonra 'eve geldiğinde oynar oğlum' diye almış adamcağız. yeni doğmuş bir bebek olduğumu unutup, çocuksu bir hevesle benim eve gelişimi beklemiş.

diğer yeni doğan bebeklere göre daha kıllı ve daha zayıf olan beni, ablam küçük olduğu için ve bende oldukça çirkin bir bebek olduğum için ablam korkar diye ona ilk seferinde gösterilmemişim. buna rağmen herkes heyecanlı. ailenin ablamdan sonra doğan ilk erkek çocuğu olduğumdan dolayı herkes ayrı bir sempatiyle bana yaklaşmaya çalışıyor. (bu bir ayrımcılıktır arkadaşlar, yapanı da yapılmasını da sevmem lakin başta da belirttiğim gibi: bunu yaşadım, bunu anlatabilirim)

gel zaman git zaman 5-6 yaşlarına geldiğimde ağababam ile yatağında oturup türk kahvesi içer, babaannemle birlikte tahtalı denilen iki petibörün arasına koyulan lokumu yiyorum. o sıralarda ağababamın romatizması iyice ilerlediği için yataktan pek çıkamıyor. ninem oldukça yaşlı ve hasta. babaannem ikisine de koşturmaya çalışıyor ama takdir edersiniz ki ikisine birden her zaman yetişemeyebiliyor.

ağababamın yatağa düşmesiyle birlikte ev artık babamdan sorulur oldu. sanırım o sıralar anasınıfına yahut birinci sınıfa başlamıştım. derslerimde oldukça başarılı gösteriliyordum ki okuma - yazma gibi temel şeyleri ilk 4 ay içerisinde sökmüş ve sınıfta tek başına bir metni baştan sona okuyabilen ilk kişi olmuştum

bu sıralarda babamın ruh hali iyice değişmiş, evde ki herkese sık sık küfür eden, her şeyi onun yaptığını söyleyen, geri kalan herkesin sadece yattığını söyleyen değişik bir insana dönüşmüştü. annemle sık sık kavga ederler ve kavgalar genelde annemin hafifte olsa dayak yemesiyle sonlanırdı. ablamla ben bunları hiçbir zaman görmedik ama seslerini gayet net bir şekilde işitiyorduk.

ilk önce ninem öldü. ağababam mizacı gereği sert bir kişilik olsa da, her kızdığında ağzından küfür eksik olmasa da benim hatıralarımda bir kahramandı. romatizmalı haliyle 'ağababa neden bizim av köpeğimiz yok? neden beni hiç ava götürmüyorsun?' dediğimden hemen sonra yavru bir av köpeği sahiplenip bir daha ki kış avlanmasak da (ona göre saçma, gereksiz, yersiz bir şeydi avlanmak) tarlalarımızın birinde oturup sucuk ekmek yemiştik. o güne kadar her sabah ve akşam yanından ayrılmadığım yavru av köpeğimiz büyümüş ve o da bize eşlik ediyordu. tabii ablamda bizimleydi.

ağababama göre ablam da ben de (söyleyebilmek için çok cahildi ama davranışlarıyla bunu net bir şekilde belli ederdi) eşittik. hiçbir zaman bizi birbirimizden ayırmazdı.

ninemin ölümünden sonra babam iyice zıvanadan çıkmış ve artık herkesi hor görür hale gelmişti ki aileye yeni bir bebek geliyordu. evet kız kardeşim olmuştu. kız kardeşimin doğumundan önce babam ve ağababam arasında başlayan yoğun kavgalar doğduktan sonra sadece bir - iki aylığına durmuş sonrasında daha da şiddetlenerek devam etmeye başlamıştı.

tüm bu olaylar süregelirken şiddetli hastalıklarla boğuşmaya başladım. yaklaşık 2 ay gibi bir süre hastanede yatarak tedavi gördüm. daha sonrasında eve gönderildim ve tedavim evde devam etti. hemen sonrasında da 27 farklı alerji çeşidiyle uğraşmaya başladım. tam düzelmeye başlıyordum ki ağababam artık yataktan çıkamaz bir hale geldi.

babam için hasta olan bir birey, pisliktir, mahluktur, çiledir. çekilmemesi gerekilen bir derttir. babasını doktora götürmeyi bırakmış, her gün söverek, hakaret ederek rencide etmeye devam ediyorken bir gece ağababam öldü.

sabah kalktığımda bu haberi almıştım ama hiçbir üzüntü duymuyordum. aksine gayet mutluydum. şimdiler de daha net anlıyorum ki ben onun kurtulduğuna o kadar mutlu olmuşum ki, hüzünlenmeyi dahi akıl edememişim.

-- sigara molası --

Vikiler (304)

  • mehmet ali çelebi istifa konuşması

    baştan sona takdir edilesi bir konuşma.

  • sıfırdan başlamak

    gözlerimi bir kez daha açtığımda yanımda hayal zannettiğim o yaşlı doktoru, annemi ve kardeşlerimi gördüm. hepsi çok heyecanlıydı. sanırım doktor bey biraz tedirgindi. birkaç kontrolden sonra çıkış işlemlerim yapıldı ve eve geldik. hiçbir şey olmamış gibi devam ediyordum.

    eve gelirken son kez kendime bir şans vermeyi şart koşuyordum ki öyle de oldu. birkaç gün sonra okuluma geri döndüm. öğretmenlerimin sorguya çekmesinin ardından okuldaki durumda sakinleşince tübitak'ın yürüttüğü bir projeyi gördüm. o an aklıma yeni bir fikir gelmişti. artık kendim için değil, başka anneler, başka babalar, başka aileler sarsılıp üzülmesin istiyordum.

    hayata karşı duruşum bir anda o kadar değişmişti ki 2 haftalık aranın ardından köyde koşturmaya başladığım işler yine ağırlığını kaybetmişti. sanırım hayata sımsıkı sarılıyordum. sarılmam gerektiğini şart koşuyordum kendime.

    daha önceki projelerimi github üzerinden açık bir şekilde yayınlamaya karar verdikten kısa bir süre sonra tüm haklarıyla beraber ücretsiz bir şekilde amerika'da ki bir start-up'a devrettim. amacım geçmişimi temizleyip, bir nevi yeniden doğmaya çalışmaktı ki üzerimde ki ağırlığın bir nebze kalktığını hissetmiştim.

    yeni projemi düşünüp, taşındıktan sonra ilk önce hocalarımdan birisine gidip anlattım. projeye göre yapay zeka modülleriyle desteklenmiş, en az 3 megapiksellik bir kamerayla çalışabilen, gece etraftaki nesneleri algılayabilen bir yardımcı araç geliştirmekti.

    projeyi duyan okul müdürümüz dahil birçok kişi oldukça heyecanlanmış ve beni babacan bir tavırla desteklemeye başlamıştı. artık okulun gerçek bir projesi olduğunu söylüyor ve ilk başta inanmasam da kendileri de böyle hissediyordu.

    hem evde, hem okulda paralel çalışarak 11 aylık bir sürede 100 metreye kadar insanı, hayvanla, bitki örtüsüyle ayırt edebilen bir model hazırlayabilmiş ve bu sefer yatırımcılara değil, gençleri desteklediğini söyleyen devletimizin eteklerinde bitmiştim. ben, danışman öğretmenim ve okul müdürümüz, müdürümüzün makamında bir araya gelip kısaca konuşup eğlendikten hemen sonra heyecanla başvuruyu yaptık.

    savunma sanayisine katkıda bulunacağımı düşünürken ekstra bir heyecanlanıyordum. kim heyecanlanmaz ki? geliştirdiğiniz bir şeyin sahada askerler tarafından kullanılabileceğini ve maliyetinin, maliyetine göre performansının ilk haliyle dahi yüksek olduğunu vaat eden bir projenizin olduğunu düşünün.

    daha önce tedx konuşmalarını fazlasıyla izlerdim lakin müdürümüz bu projeyi diğer öğrencilere anlatmamı istediğinde sudan çıkmış balığa dönüşmüştüm. öyle ki hayatımda bir şeylerin tekrar yoluna girdiğini düşünüyordum. bir haftalık hazırlanmadan sonra oldukça teknik bir sunumla projeyi diğer tüm öğrencilere anlattım.

    içimde küçük bir çocuğun kaydıraktan kayarken ulaştığı sevince benzer bir sevinç vardı. bu sefer bir işe yaramayı becerebilmiştim!

    heyecanla karışık büyük bir sabırsızlıkla geçen 2 aylık sürenin ardından bir akşam öğretmenim aradı. dediğine göre ilk turun sonuçları açıklanmıştı ama müdürümüz dahil ne o ne ben bakmıştık. sabahında bizim eve gelip beni aldı ve bir kafeye gittik. hep birlikte bakacaktık sonuca.

    bu üç kişinin heyecanı ve mutluluğunu ret almamızla birlikte derin bir sessizlik ve hüzün almıştı. içlerinde emeği yine boşa giden bendim ama ilk defa birilerinin, dahil olduğum bir şey için bu kadar dertlendiğini, üzüldüğünü görüyordum.

    -- sigara molası --
    --edit--
    ne bekliyordun ki çocuk! ne olmasını bekliyordun! sen mutlu olmayı hak ediyor musun ki? sen hayallerini gerçekleştirebilecek kadar şanslı mısın ki? taşralı p*ç seni. ne yapmam gerekiyordu? gideceğim ve adam gibi ineklerin altını temizleyeceğim.

    insan kaç kez sıfırdan başlayabilir? bir insanın kaç kere hayalleri suya düşer? bir insan kaç kere ellerinde ki 'hiçbir şeye' rağmen ümit edebilir? umut ve ümit fakirin ekmeğedir. sen, sana sunulanla yetinmeyi bileceksin. sen ancak temenni edebilirsin!

    bir, iki ve üç. üç gerçekleşebilecek, hayal olmaktan çıkıp hedefe dönüşmüş dönüm noktası. her birinde birden çok hayal kırıklığı, birden çok dibi görüş derken iyice tükenmiştim. ne derslerim üzerine, ne de diğer geri kalan şeylerin üzerine düşünebiliyordum. düşünmeyi geçmiştim gerçi artık sindirilmiş, fazlasıyla gözü korkutulmuş bir çocuktum.

    üstüne üstlük başarısız olduğumdan dolayı artık herkes benimle alay ediyordu. kendi elimle, yine bir şeyi batırmış, becerememiştim. olanlardan mütevellit artık hep uykulu geziyordum. ilk bulduğum yerde uyumaya ve uyurken rahatlamaya başlamıştım ki uyurken dahi rahat bırakılmadım. tüm yaftaların üzerine bu sefer kalpazan ve uyuşuk olmuştum. çevremdeki bazı kişiler hakkımda verip veriştirmeyi es geçmemişti tabii. söylenene göre uyuşturucu kullanmaya başlamışım ve torbacılık dahi yapmışım.

    nasıl? kolay değil mi? birisini kazanmak yerine kaybetmeyi seçmek oldukça kolay. birçok kişinin işine de gayet iyi geliyor ki bulunduğun yaftaları hak etmesen dahi öncekilerin yanına yenilerini kendisi ekliyor.

    lisenin son kalan zamanlarını etrafta sigara içip dolaşan, dışarıdan serseri gibi görünen biri olarak geçirdim. oysa o kadar çok istiyordum ki birilerinin bir şeyi olabilmek, saygı ve sevgiyi hissedebilmek resmen sessiz çığlık atıyordum.

    peki ne oldu? babamın beni baskılara dayanamayıp psikoloğa götürmesiyle sonuçlandı iş. sadece bir seansta olsa kendimi anlatabildiğimi görmek çok hoşuma gitmişti lakin bu da sigaranın verdiği haz gibi birden uçup gitmişti. sonrasında teşhisi babam koydu. ilk önce sadece bir hastalığım vardı. ona göre ben deliydim! kitapların başından kalkmadığım için kısa süre sonra hem deli hem şizofren olmuştum.

    babam teker teker herkese deli olduğumu itinayla anlatmış olmalı ki köyde duyabileceğim seviyede "a*ına koyduğum delisi yine geldi" demeye başlamışlardı.

    yav ben ne yaptım? ben sana ne yaptım be adam! desene çıkıp ağzına vursana bir tane. yapamadım.

    -- sigara molası --
    --edit--
    gel zaman git zaman üniversite sınavına girdim ve açıkçası pek bir beklentim yoktu. tabiri caize ölmek istiyordum. eğitim almak, belki de ihtiyaçlarım arasında en son sıralardaydı. kazandım da. sayısal veya eşit ağırlık olmasa bile sözelden kıytırık bir bölüm kazandım. sonra kafamda bir aydınlanma oldu. ben bu b*k çukurundan çıkabilir, beni tanımayan, tanımadığı için önyargısı olmayan insanların arasında bir kurşunum daha olabilirdi. hayatıma vaat ettiğim son şansı iyi değerlendirebilmek adına yurt vb. tüm ayarlamaları yaptıktan sonra babamdan yalvar yakar alabildiğim birkaç bin lira parayla şehirden ayrıldım. anlaştığım yurda paramı verdikten sonra sadece 3 ayım vardı. 4. ay kalabilmeye devam etmek istiyorsam çalışmalıydım. hocalarımın da hoşgörüsüyle birlikte problem yaşamadan hem okuyup hem çalışmaya başladım. o kadar fazla para toplamıştım ki artık üstüme başıma, geride bıraktığım kitap dünyama yatırım yapabilmeye başlamıştım.

    liseyle beraber tanıştığım lindsey stirling'in etkisinde kalmamla birlikte keman kurslarına başlamıştım ve o kadar iyi hissediyordum ki hem okumak, hem çalışmak hem de aktivitelere katılıp gezip tozmak benim için çocuk oyuncağı haline gelmişti. şimdilere göre birkaç sene öncesinde zaman yönetimini farklı bir noktaya taşıdığımı görüyorum.

    şuan kemanla çalma...dığım parça

    kemanı biraz ilerletince kendime bir midi-klavye alarak ikisini birden harmanlamaya çalışıyordum. başarılı da oldum. ilerleyen dönemlerde (tabii ilerleyebilirsem) youtube için kendi içeriklerimi üretmeyi düşünüyorum.

    yavaş yavaş yaptığım projeler çoğaldığı için popüler şirketlerden linkedin aracılığı ile teklifler almaya başlamışken artık okuduğum bölümün beni yıprattığını fark ettim. ne yapıp edip bu bölümü, kendi ilgilendiğim sektöre hitap eden bir bölümle değiştirmeliydim. evet ortada bir zaman kaybı vardı ve okulumun bitmesine sadece 2 yıl kalmıştı ama dayanamıyordum. içim o fakültede, o insanlarla derse girmeyi kaldırmıyordu.

    fark ettiniz mi olanı? bu seferde ben insanları yargılıyorum. ekonomik özgürlüğün ve kişisel gelişimin getirdiği nimetler doğrultusunda artık kendimi çok daha güçlü hissediyordum. haluk hocamızın tamda bu konuda bana katkısı o kadar fazla oldu ki hakkını yiyemem. buradan kendisine teşekkürlerimi sunuyorum.

    bırakmadan önce o kadar fazla işe kaptırmıştım ki kendimi her akşam farklı bir yemeğe davet ediliyordum diyebilirim. etrafımda hep iş dünyasından isimler yer etmeye başlamıştı. yıllar önce aynı sektörün insanları beni örselemişken, şimdi bir anda içlerine almışlardı. garip hissettirse de -- bu tabir doğru olmayacak ama -- katma değerimin olduğunu hissettim.

    -- son bir yazı demetim kaldı --

  • sıfırdan başlamak

    kararlıydım. artık kendini sürekli tekrar eden bu döngüden çıkacaktım. küçük bir dokunuşla ebediyen tüm dertlerden, bu anlamsız mücadeleden emekli olacaktım. bir çok şey düşündüm. lakin hayatımda bir kez olsun bir konuda rahat etmek istiyordum.

    doğduğum günü andıran, karlı da olsa açık bir havayla bütünleşmiş bir gecede gölün başına gittim. hala daha yıldızları ve ayı seyretmeyi çok severim. bir sigara yaktım ve gölün yanına, çimenlere uzandım. hiçbir şey düşünmeden, 5 dakikalığına dünyanın en mutlu insanı olmuştum. sonrasında ikinci sigaramı yaktım ve o güne kadar yaşadığım her şeyi süzgeçten geçirdim. işin içinden o kadar çıkamıyordum ki sigaranın bitmesini beklemeden üzerimde ki montu, ayağımda ki özene bezene aldığım botlarımı çıkardım. yavaşça gölün içinde doğru yürüdüm ve su boynuma kadar gelince durdum. sigaram o sırada bitti ve rastgele bir yerlere fırlatıp biraz bekledim. ay ışığı olduğum yeri o kadar güzel aydınlatıyordu ki vücuduma saplanan iğnelerin acısını unutup ortamın derinliğine dalmıştım. tahminen 5-10 dakika o vaziyette durduktan sonra tekrar gölün yanına çıktım ve tekrardan donmuş çimenlerin üzerine uzandım. hipotermi geçireceğimi hissediyordum lakin üzerim ıslak ve açık bir şekilde yatmaya devam ediyordum. sonrasında bir sigara daha yaktım.

    gökyüzündeki yıldızlar, yağan karların arasından o kadar güzel ışıldıyordu ki ayın ışığıyla birlikte tüm bunlar birleşince manevi bir huzura ulaşmış veya ulaşacakmış gibi hissediyordum. sigaranın ortalarındayken aniden sıcaklık çöktü ve kafamın altına montumu aldım. uyumaya, daha doğrusu uyanmamak için yeterince hazırdım. sigaram bitti ve ben yavaşça gözlerimi kapadım.

    gözlerimi açtığımda bir jandarmanın kucağında sarsılıyordum. etrafı pek seçememekle birlikte mavimsi ışıklara yaklaştığımı hatırlıyorum. o kadar fazla sarsılıyor ve sıkı tutuluyordum ki içimin titrediğini lakin vücudumun tepki veremediğini fark ettim.

    gözlerimi tekrar açtığımda epeyce yaşlanmış bir doktorun yüzünü gördüğümü anımsıyorum. hızla ışıkların altından geçip gidiyordum. söz konusu bir telaş hakimdi. tüm bu parçaları ne idrak edebiliyordum ne de birleştirebilmek için kendimde bir dirayet aramaya çıkıyordum. o an şunu fark ettiğimi hatırlıyorum: ölüyorum.

    mutluluğum bunu fark ettiğim anda yüzüme yansımış olmalıydı ki bir gölge olarak görünen doktorunda bana aynı şekilde tepki verdiğini hatırlıyorum.

    -- sigara molası --

  • sıfırdan başlamak

    ilk girişim hikayem böylelikle son bulmuş oldu. birkaç sefer daha iletişim kurmayı deneseler de kendimden ve babamdan utandığım için telefonları cevaplayamadım. eğer hata yapmış olsaydım açık açık 'ben yapamayacağım' vb. şeyler söyleyip işi sonlandırırdım lakin bu farklı bir durumdu benim için. kırgınlığın beden bulmuş hali gibiydim.

    o güne kadar yaşadığım zorluklar (benim için oldukça zordu) beni oldukça duygusal birisi yaptı. lakin ben hiçbir zaman duygularımı tam manasıyla diğer insanlara göstermeye başlayamadım. bu yüzden etrafımdaki insanlar beni soğuk yahut vurdum duymaz olarak nitelendiriyordu (hala o günlerden içimde kalanlar var).

    tekrardan 1. sınıf olarak liseye başladım ve bir de ne göreyim. ben meslek lisesinde okumak için doğmuşum. hocalarım, arkadaşlarım... hepsi benim için mükemmeller. ders notlarım büyük bir ivme yakaladı. orta okulun sonuna kadar parmakla gösterilen çocuk geri gelmişti. 2 dönem arka arkaya takdir alarak yılı 95,48 ortalamayla bitirmişim. okul artık benim için hem eğitim, hem de terapi yuvasına dönüşmüştü. deliler gibi kitaplar okuyor, kitapların içerisinde bahsedilen makalelere göz atıp anlamaya çalışıyordum.

    birinci sınıfı tekrar okumam sebebiyle bilgisayar ve internetle ilgili bağım evde kesildiği için yazılım üzerine pek eğilemiyordum lakin içimde büyümesi durmayan bir ukteydi. şimdi ki tabirimle ben bir basit makineye aşık olmuştum.

    ikinci yılımın başlangıcında bir kızla tanıştım. o kadar güzel, o kadar ahenkliydi ki.. 1 ay - 2 ay demeden hemen birlikte olduk. hayrandım ona (tabii o da bana). bana sürekli senin doğuştan gelen bir liderlik özelliğin var deyip duruyordu ama ben pek oralı olmuyordum açıkçası. peh! köyden kalkıp geleceksin, bir de liderlik peşinde mi koşacaksın? daha neler!

    o kadar mutlu geçiyordu ki günlerim evdeki dertlerim dert olmaktan çıkmıştı. sadece yapılacak ve bitirilmesi gerekilen işler olarak gibi duruyordu gözümde. birinci dönemi bitirmeden önce okulda ki başkanlık seçimlerine katıldım.

    o zamana kadar sevgilime direnebilmiş olsam da en sonunda kendime bir kez olsun şans vermeyi denedim. iyi ki de vermişim. okulun başkanı ben oldum. sırada il başkanlığı derken il başkanı da ben oldum. ayaklarım yerden kesilmişti. taşradan gelen bir çocuğun sözü artık bir nebze olsun dinlenebiliyordu. o yıllarda 'bir nebze' benim için çoğu şeyi ifade ediyordu. en başta da sevgi ve saygıyı temsil ediyordu.

    sanki hayatıma birisi sihirli bir değnekle dokunmuş ve 'ol' demişti. 15 yıldır yok sayılan birisini, birileri tanıyordu artık. kendimi gerçekleştirebileceğimi düşünüyordum.

    ikinci yılla birlikte artık bilgisayar ve internet yasağım kalktığı için tekrar yazılıma geri döndüm. o sıralarda erp üzerine çalışmaya devam ediyordum ki hala daha ortağım olan dostumla tanıştım. sabahlara kadar oturup bu işi nasıl gerçekleştirebileceğimizi düşünüyorduk. milyoner olabilirdik!

    dostum benden birkaç yaş daha büyük olduğu için artık yatırımcılarla köprü kurabilecek birisine sahiptim. hemen hazırlığa koyulduk. günde 15 saat çalışırdık ve hiç tatilimiz yoktu. tüm yaz tatilimizi bu işi gerçekleştirebilmeye adamıştık.

    proje artık sadece erp değildi bir work space'ti. bize göre bir çalışan ofis programlarına dahi ihtiyaç duymadan bütün her şeyi sistem üzerinden halledebilmeliydi. bir avukat taslaklara bakmaksızın kanunlara uygun bir dilekçeyi tek bir tıkla oluşturabilmeliydi.

    çok yoğun bir mesaiden sonra demo verilerle birlikte işi bitirmiştik. artık sunuma hazırdık.

    gerekli yerlere başvurduktan sonra birinden kabul alıp sunuma gittik. tüm melek yatırımcıların etkilendiğini gördüğümüz için kesinlikle yatırım alıp şirketimizi kurabiliriz diye düşünüyorduk ki işler istediğimiz gibi cereyan etmedi. sunumdan sonra hiçbir geri dönüş olmadı. 'biz ulaşalım o zaman' dedik ve kimseye ulaşamadık.

    tüm her şey çöpe gitmişti. o kadar özgüvenimiz kırılmıştı ki arkadaşımla konuşamadık bile. ikimizde sessizliğe gömüldük. birkaç ay sonra oldukça bilindik bir şirketin bizim görsellerimizi paylaştığını gördük. projemizi beğenip, uyarlayıp bir nevi çalmışlardı. yasal hakkımızı arayabilir miydik? onu yapabilecek ne para ne de güç bizde yoktu.

    hayatımda ki tüm ışıltılar bugünden sonra tekrar sönmeye başladı. sevgimle yola çıkarak sevgilime ithafen yazdığım aşk romanı yarıda kaldı. sevgilimle ayrıldık. il ve okul başkanlığım sonlandı, devamını getiremedim.

    bir köşeye çekildim ve kahrolmayı bekledim. amacım çaresizliğimi avutmaya çalışacağım intihara kadar dayandı. sahi, neydi ki nefes almak? her gün ezilip bir köşeden diğer köşeye savrulmak mı? sevilebilmek için herkesi sevmeye çalışmak mı? fark edilmek mi? babamın da dediği gibi bir işe yaramak mı?

    -- geç oldu devam edeceğim --

  • sıfırdan başlamak

    ağababam öldükten sonra babam durur mu? daha babasını gömmeden tüm arazileri üzerine geçirmek, onun ilk önceliği oldu. herkes cenazeyi kaldırmak için beklerken o, noterde sıra bekliyormuş.

    arada ki tüm merasimler olduktan sonra her şeyin bitip durulması yaklaşık bir yıl sürdü. bir yıllık sürenin ardından artık babamın iki tane işçisi olmuştu. ablam orta okula ben ise ilk okula gidiyordum. bu, babam için yeterince büyümenin bir sembolüydü. çantayı taşıyacak kadar gücün varsa tarla da çapa da yapabilirsin; çantayı taşıyacak kadar gücün varsa tarla da ot yolabilirsin; eğer çantayı taşıyacak kadar gücün varsa tanesi 20 kilolara varan karpuzları 100 metre kadar taşıyabilir, 1 metre kadar yükseklikte ki römorkun üzerinde duran sana atabilirdin; ve yine eğer çantayı taşıyabilecek kadar gücün varsa okul senin için önemsizdir, sen baban için onun tüm yüklerini taşıyabilirsin.

    - mesela 50 kiloluk balyaları taşıyabilirsin.
    - mesela 50 kiloluk gübre çuvallarını taşıyabilirsin.
    - mesela bacakların debriyaja dahi ermiyor olsa da traktöre binip tarla sürebilirsin.

    lisenin ilk yıllarına gelinceye kadar ben ve ablam (ablam o sıralar üniversiteye başlamıştı) bize şart koşulan her şeyi harfiyen yaptık. öyle ki 2 römork dolusu karpuzu ikimiz yükleyip eve getirirken sinir krizi geçirircesine boş boş gülerdik. lakin pes etmezdik. daha doğrusu pes etmeyi bilemezdik. şuan düşünüyorum da pes etsek dahi ne yapabilirdik ki?

    liseye başlamamla birlikte üzerimizde ki iş yükü biraz daha hafifledi. ablam yazları burayı geldiğinde çalışmaya devam ederdi. ben ise haftanın büyük çoğunluğunu yine bu işlerle geçirirdim.

    babamın huyu biraz daha dinginleşmiş ve artık en azından konuşulabilir birisi olmuştu. yıllar boyu her gün söverek kaldırdığı bizleri artık rahat bırakmıştı. en azından şok geçirmeden uyanabiliyordum.

    orta okuldayken babam eve bilgisayar aldığı için günde 5-6 saat civarı uyur ve kısacık bir zamanda olsa html, css merakımdan dolayı bu konulara kafa yorardım. ilk web sitemi 8. sınıfın sonunda, orta okuldan mezun olduğumda yayına almıştım.

    o günü hala çok büyük bir sempatiyle hatırlıyorum. kendimden emin bir şekilde babamla her zaman aramızda köprü olmaya çalışan anneme gidip 'bak işte büyüyünce bunu yaparak para kazanacağım. sonra başka bir yere taşınacağız' demiştim. yüzündeki tebessüm, gerçekleşmesi zor olan ama bir ihtimalin küçücükte olsa gerçekleşebilme olasılığından olsa gerek, beni ziyadesiyle mutlu etmişti.

    şehirde ki hiçte fena sayılmayacak, ortalamanın bir tık üzerinde bir liseyi kazanmayı başarabilmiştim. lakin bir yıllık acı bir tecrübeyle, hocalarla olan iletişim sorunum, lisenin konumu sebebiyle etrafında ki torbacı, yankesici tiplerle tartışmam sebebiyle bıçaklanmamla birlikte zar zor tamamlayabilmiştim. bu süreçte sürekli okula çağırılan babam o kadar öfkeliydi ki beni dövmüyordu fakat ne anlamak istiyordu, ne de olan bitene tahammülü vardı. yılın sonunda kaydımı meslek lisesine alınmasını üzerine basarak talep edince kararıma saygı duyarak veya duymayarak hala pek emin olmamakla birlikte gerçekleştirdi.

    o kadar yıpranmıştım ki, dışarıya çıkmaya takatim, yeni şeyler denemek için ümidim ve motivasyonum kalmamıştı. bahsettiğim bir yıllık süreçte ilk sevgilimin en yakın arkadaşımı seçerek beni terk etmesi de cabası olmuştu. hayalleri olmayan, yıkık, gelecek beklentisini yitirmiş bir gençtim.

    beni rahatlatan tek şey her akşam başına oturup kod yazdığım bilgisayarımdı. aynı dönemde sigaraya da başlamıştım. yaz tatilinin başında belki de o yıllarda ilk sayılabilecek web tabanlı erp yazılımı kodlamıştım ve ne yapacağımı bilemiyordum. tatilin sonlarına doğru türkiye'de ki yatırım şirketlerine mailler atarak powerpoint vasıtasıyla profesyonellikten yeterince uzak bir sunum oluşturup atmıştım.

    hayatımdaki ilk heyecan verici hadise yaşanmıştı. bir sabah uyandığımda doğan holdinge attığım mailin cevaplandığını gördüm. o kadar heyecanlıydım ki elim ayağıma dolaşmış, hemen ilk önce anneme sonrasında ablama olan bitenden bahsetmiştim. daha sonrasında mailde sunuma iletişim numaramı koymadığımı ve mail olarak yollarsam dönüş yapmak istediklerini söylediklerinden dolayı apar topar telefon numaramı yazıp gönderdim. çok geçmeden o günün sonlarına doğru (ikindiden sonraydı sanırım) birisi tarafından arandım.

    arayan kişi x bey (isim vermek doğru olmayacaktır) telefonda sizinle konuşmak istiyor galaksi bey deyince daha da çok heyecanlandım. çocuktum daha doğrusu. 10 dakikalık bir görüşme sonrası benimle tanışmak istediklerini ve ofise babamla gelirsem bir adım atma ihtimalimizin olduğunu öğrendim. hemen sonrasında babamı buldum ve konuyu anlatmaya çalıştım. şu tarihte bizi bekliyorlar diye de ekledim. cevap sizce ne oldu? boşuna kafanızı yormayın efendim. aynen şöyle söyledi babam:

    "boş boş işlerle uğraşacağına git ineklerin altını temizle. benim kafamı hasta etme. neymiş yatırımcılarla buluşacakmışız. sen onu geçeceksin. şimdi s*kt*r** belanı git işini adam gibi yap."

    -- sigara molası --

  • sıfırdan başlamak

    öncelikle tüm sözlük ahalisine ve bu platformda, bu yazıyı yazmama dolaylı yoldan olanak sağlayan haluk hocama merhabalar. bu yazıyı yazdığım saatlerin hemen öncesinde tekirdağ'ın dondurucu soğunu içime çekmiş, içime çekmekle kalmayarak iliklerime kadar hissetmiş olduğumdan içimdeki kıpırtıyla birlikte sizlere bu başlık altında hayatımı sunacağım.

    kiminiz motivasyon hikayesi niyetine okuyabilir, kiminiz beni eleştirebilir, kiminiz ise sadece zaman geçirebilir. lakin bu başlığın altındaki herkesin hayatıma baştan sona tanık olacağını garanti edebilirim.

    neden yazıyorum? çünkü hayatıma önümdeki birkaç gün içerisinde sıfırdan başlıyorum ve içimdeki tüm ağırlıkları atmak istiyorum. acısıyla, tatlısıyla bu güne kadar uzun bir maraton koştum. yer yer tökezledim, yer yer düştüm. lakin her seferinde kalkıp yürümeye, bu günlere yaklaşmaya devam ettim. şimdi ise hayatımın en büyük dönüm noktalarının birisinde olduğuma kanaat getiriyorum.

    peki ne yapıyorum? evden ayrılıyorum ve ablamın yanına taşınıyorum. üniversiteyi, doğduğum ve bugüne kadar yaşadığım yeri, annemi, babamı, kardeşlerimi bırakıyorum.
    yukarıda ki cümleyi ilk okuduğunuzda 'hah büyümüşte adam olmuş' diyebilirsiniz lakin esasında ben hayata sıfırdan başlıyorum. kararımın oluşmasını size biraz daha açık hale getirebilmek için bundan 21 yıl öncesine gitmeliyim.

    trakya'nın sahil kenti olan tekirdağ'ın merkeze yakın bir köyünde doğdum. tıpkı bu yazıyı yazdığım akşamkine benzer soğuk mu soğuk, biraz daha karlı bir günde doğduğum için insanlar annemin etrafında pervane olmak zorunda kalmışlar. doğum anıma kadar kız olarak bekleniyorken erkek olarak doğmuşum. bu hadiseyle birlikte doğumuma kadar hazırlanan pembe giysiler, yataklar, yorganlar, oyuncaklar atılıp mavileri alınmış. ağababam ayrıca (bizim burada sıklıkla dede yerine kullanılır) uzaktan kumandalı araba almış. tabii o zamanlar köyde yaşayan insanlar için böyle oyuncaklara ulaşmak dahi zor oluyormuş ama ismini taşıyacağımı öğrendikten sonra 'eve geldiğinde oynar oğlum' diye almış adamcağız. yeni doğmuş bir bebek olduğumu unutup, çocuksu bir hevesle benim eve gelişimi beklemiş.

    diğer yeni doğan bebeklere göre daha kıllı ve daha zayıf olan beni, ablam küçük olduğu için ve bende oldukça çirkin bir bebek olduğum için ablam korkar diye ona ilk seferinde gösterilmemişim. buna rağmen herkes heyecanlı. ailenin ablamdan sonra doğan ilk erkek çocuğu olduğumdan dolayı herkes ayrı bir sempatiyle bana yaklaşmaya çalışıyor. (bu bir ayrımcılıktır arkadaşlar, yapanı da yapılmasını da sevmem lakin başta da belirttiğim gibi: bunu yaşadım, bunu anlatabilirim)

    gel zaman git zaman 5-6 yaşlarına geldiğimde ağababam ile yatağında oturup türk kahvesi içer, babaannemle birlikte tahtalı denilen iki petibörün arasına koyulan lokumu yiyorum. o sıralarda ağababamın romatizması iyice ilerlediği için yataktan pek çıkamıyor. ninem oldukça yaşlı ve hasta. babaannem ikisine de koşturmaya çalışıyor ama takdir edersiniz ki ikisine birden her zaman yetişemeyebiliyor.

    ağababamın yatağa düşmesiyle birlikte ev artık babamdan sorulur oldu. sanırım o sıralar anasınıfına yahut birinci sınıfa başlamıştım. derslerimde oldukça başarılı gösteriliyordum ki okuma - yazma gibi temel şeyleri ilk 4 ay içerisinde sökmüş ve sınıfta tek başına bir metni baştan sona okuyabilen ilk kişi olmuştum

    bu sıralarda babamın ruh hali iyice değişmiş, evde ki herkese sık sık küfür eden, her şeyi onun yaptığını söyleyen, geri kalan herkesin sadece yattığını söyleyen değişik bir insana dönüşmüştü. annemle sık sık kavga ederler ve kavgalar genelde annemin hafifte olsa dayak yemesiyle sonlanırdı. ablamla ben bunları hiçbir zaman görmedik ama seslerini gayet net bir şekilde işitiyorduk.

    ilk önce ninem öldü. ağababam mizacı gereği sert bir kişilik olsa da, her kızdığında ağzından küfür eksik olmasa da benim hatıralarımda bir kahramandı. romatizmalı haliyle 'ağababa neden bizim av köpeğimiz yok? neden beni hiç ava götürmüyorsun?' dediğimden hemen sonra yavru bir av köpeği sahiplenip bir daha ki kış avlanmasak da (ona göre saçma, gereksiz, yersiz bir şeydi avlanmak) tarlalarımızın birinde oturup sucuk ekmek yemiştik. o güne kadar her sabah ve akşam yanından ayrılmadığım yavru av köpeğimiz büyümüş ve o da bize eşlik ediyordu. tabii ablamda bizimleydi.

    ağababama göre ablam da ben de (söyleyebilmek için çok cahildi ama davranışlarıyla bunu net bir şekilde belli ederdi) eşittik. hiçbir zaman bizi birbirimizden ayırmazdı.

    ninemin ölümünden sonra babam iyice zıvanadan çıkmış ve artık herkesi hor görür hale gelmişti ki aileye yeni bir bebek geliyordu. evet kız kardeşim olmuştu. kız kardeşimin doğumundan önce babam ve ağababam arasında başlayan yoğun kavgalar doğduktan sonra sadece bir - iki aylığına durmuş sonrasında daha da şiddetlenerek devam etmeye başlamıştı.

    tüm bu olaylar süregelirken şiddetli hastalıklarla boğuşmaya başladım. yaklaşık 2 ay gibi bir süre hastanede yatarak tedavi gördüm. daha sonrasında eve gönderildim ve tedavim evde devam etti. hemen sonrasında da 27 farklı alerji çeşidiyle uğraşmaya başladım. tam düzelmeye başlıyordum ki ağababam artık yataktan çıkamaz bir hale geldi.

    babam için hasta olan bir birey, pisliktir, mahluktur, çiledir. çekilmemesi gerekilen bir derttir. babasını doktora götürmeyi bırakmış, her gün söverek, hakaret ederek rencide etmeye devam ediyorken bir gece ağababam öldü.

    sabah kalktığımda bu haberi almıştım ama hiçbir üzüntü duymuyordum. aksine gayet mutluydum. şimdiler de daha net anlıyorum ki ben onun kurtulduğuna o kadar mutlu olmuşum ki, hüzünlenmeyi dahi akıl edememişim.

    -- sigara molası --

  • cumhurbaşkanı erdoğan'ın seçimleri tekrar kazanacağız açıklaması

    ne yani çayları boşa mı verselerdi? *

  • maymunlardan geliyorsak şimdi ki maymunlar neden insan olmuyor

    yazık değil mi bu maymunlara? rahat bırakın şu hayvanları *

  • akıncı dizisi

    televizyon camiasında yeni moda bilim kurguya kayıyor sanırım. atsan atılmaz, satsan satılmaz.

  • 17.01.21 dünyada ne oluyor canlı yayını

    haluk hocamız dünyanın çeşitli yerlerindeki kişilere ulaşarak bir nevi durum raporu almıştır. yayını sonuna kadar izlemiş birisi olarak hocamızın konuk ettiği kişilerin koronayı önemsemediklerine, üstüne üstlük tedbir amaçlı hiçbir şey yapmadıklarına, sorulduğunda da lafı evirip çevirdiklerine tanık oldum.

    (bkz: ne umduk? ne bulduk?)

Favori Vikileri (1)

  • sözlük kuralları

    sözlükte yazar olmak çok zor değil biliyorsunuz. özellikle yılbaşından önce yazar alımını hızlı yapıyoruz. lakin yazar kalmanız için lütfen bu kurallara uyun. çünkü burası sizlerin birbirinize sunacağınız "kalite" ile güzel.

    bazı durumlar ihtar sebebidir. ilk ihtar sarı karttır. ikinci ihtar ise kırmızı kart. yani ihraç edilirsiniz. her ne sebep ile olursa olsun, sözlüğe geri gelemezsiniz.

    1- her türlü küfür ve hakaret ihraç sebebidir. kime ve hangi şartta küfür ve hakaret yazdığınızın önemi yoktur. ihtarsız sözlükten süresiz ihraç edilirsiniz.

    2- ötekileştirmek, dini veya siyasi görüşünden dolayı sözlük üyelerinden birini etiketlemek ihtar sebebidir.

    3- sözlük içinde bir şey satmaya çalışmak, özellikle reklam yapmak ihtarsız ihraç sebebidir. ileride izin verilene kadar sözlükte ticaretin her türlüsü yasak.

    4- sözlük hesabınızı başkasını kullanır ise, kalıcı olarak silinir. birden fazla hesap açmak ihraç sebebidir. tüm hesaplarınız silinir.

    5- öncelikli amaç sözlükte doğru, kaliteli ve türkçe dil bilgisi kurallarına uygun paylaşımdır. özensizce yazanlar, bunu devamlı yapıyorsa uyarılır. 1 ile 7 gün arası hesap dondurulması uygulanabilir.

    6- sizin özgürlük isteğinize saygımız var. ama sınırlarınız başkasının özgürlüğüdür. lütfen başkalarını üzecek şeyler yazarken, dikkatli olun. bu sözlükte yazdığınız her kelimeden yasal olarak sorumlusunuz. rumuzunuz size yasal koruma sağlamaz.

    7- başlık açarken çok özen gösterin. önceden var olan başlığı açmak ihtar sebebidir. 1 ile 7 gün arası hesap dondurulması uygulanabilir.

    8- sözlükteki bazı özellikler zaman ile gelişecektir. örneğin vs ve anket özellikleri şu an tüm yazarların kullanımına açık değil. çünkü ekşisözlük gibi sitelerden farklı olacağımız bir çok özellikten birisi. bu yeniliklerin kullanımı için size ilk başta yetki verilmemesini anlayış ile karşılayın. sözlükte fenerbahçe vs galatasaray gibi bir kıyaslama altında enerji harcamanızdan ise, daha gündeme odaklanmanızı tercih ederiz. 1 ile 7 gün arası hesap dondurulması uygulanabilir.

    9- dini ve siyasi konuları tartışırken, bir grubu, zümreyi, ırkı, aileyi, inancı zedelediğinize inanıldığında yazdığınız silinir. ihtar da alabilirsiniz. ihraç cezası uygulanabilir.

    10- sözlük yazarı olmanız, kazanılmış hak değildir. lütfen kurallara uyum sağlayınız. bu kurallar her an güncellenebilir. okumak ve bilgili kalmak sizin sorumluluğunuzdur.

    11- henüz olmamış olaylara, önceden başlık açmak yasaktır. 1 ile 7 gün arası hesap dondurulması uygulanabilir.

    12- her türlü indirme linki vermek yasaktır. gidilen link virüs ya da trojan içerebilir. içermese bile indirme linki vermek yasaktır. 1 ile 7 gün arası hesap dondurulması uygulanabilir. tekrarında ihraç edilebilirsiniz.

    13- bir yazarı hedef göstermek yasaktır. özelden küfür etmek, tehdit etmek yasaktır. 15 gün ile ihraç arası hesap dondurma uygulanabilir.

    14- rahatsız edici görsel yüklemek ve kullanmak, yukarıdaki küfür maddesi ile aynı uygulamaya tabidir.

    15- hesap satışı ihraç sebebidir.

    16- başlıkları yukarıda tutmak için "up" ya da "güncel" gibi kavramlar yazmak sadece toplumsal bir kampanya ise izinlidir. kendi başlığına bunu yazmak yasaktır. 1 ile 7 gün arası hesap dondurulması uygulanabilir.

    17- kaynaksız bilgi getirmek ve kopyalamak yasal olarak suç zaten. lütfen başka yerlerden getirdiğiniz bilgileri kopyala-yapıştır yapmayın. 1 ile 7 gün arası hesap dondurulması uygulanabilir.

    18- sebepsiz yere sözlük ortamını, yazarları kötülemek, nefret sunmak ihtar veya ihraç sebebidir. başka yazarlara hakaret edemezsiniz. emeklerini aşağılayamazsınız.

    19- sözlüğü forum olarak kullanmak yasaktır.

    bu sözlükte okuyucu veya yazar olarak bulunan herkes bu kuralları kabul etmiş sayılır.

    sevgiler

    haluk tatar

Görseller (4)