brightlight

Çaylak
  • 15
  • 0
  • 0
  • 0
  • 2 Ay önce

Vikiler (15)

  • hizbullah terör örgütü

    işid'in de pek saygı duyulacak bir tarafı yok. temelde hepsini kurduran ve kontrol eden el bir. işid'in arkabahçesi ve dayandığı idololji olan selefiler-vehhabiler demokrasiye karşı olmalarına rağmen mısır'da nur parti isminde bir parti kurmuşlardı. yani işlerine gelince herşeyi yapabiliyorlar. teröre, masum insanları öldürmeye bulaşmış hiçbir grup saygı duyulmayı hak etmiyor. islamı kötü gösteren bu grupların en büyük düşmanı, onların bu tavırlarından zarar gören hakiki müslümanlardır.

  • goethe kant ve dostoyevski müslümandı

    insanların islama girme ihtimalinin olması birilerine göre neden imkansız gibi geliyor ? müslüman olabilir veya olmayabilirler. neden müslüman olabileceklerine dair delilleri incelemeden peşin hükümlü olunuyor ? günümüzde bile müslüman olan onlarca ünlü isim var. binlerce kişi hergün müslüman oluyor. geçmiştede birilerinin islama girmiş olabileceği ihtimali kimseyi şaşırtmaması gereken bir durum. ayrıca son 3 asır hariç müslümanlar tarih boyunca avrupalılara üstünlük sağladılar ve medeniyetler kurdular. medeniyetin ilerlediğini söylemek için sadece bilim alanında ilerlemekle değil, birçok faktörün göz önünde bulundurulması gerekir. sadece materiyalistik bir anlayışa dayanan medeniyet anlayışı mehmet akifin ifadesiyle tek dişi kalmış canavardır. bugün avrupa medeniyeti bilimde ilerleme kat etmiş olsada bunu bile medeniyetsizce kullanmakta, diğer toplumları sömürmek, kitle imha silahları üreterek milyonlarca insanları acımasızca öldürme için. maddi olarak ilerlemenin yanında manevi olarak dibe çökmüş bir medeniyet. batı medeniyeti insanları manevi olarak tatmin etmediği için hergün binlerce insan müslüman oluyor ve olmaya devam edecektir.

  • sahuru beklerken yapılabilecek şeyler

    ramazan ayında yapılacak en iyi şey geceyi ihya etmektir. ancak gerçekçi olmak gerekir. herkesin ramazan boyunca bütün geceleri ibadetle geçirmesi mümkün değil. vakitini planlayarak herşeye vakit ayırmak mümkün. hem faydalı şeyler okuyup-izleyip kendini maddi manevi her alanda geliştirebilir hem oyun oynayabilir hemde ibadete vakit ayırabilirsiniz. bütün geceyi tek birşeye ayırarak sıkıcı hale getirmeyin hatta vakit ayırdığınız şeye göre bütün geceyi ziyan etmiş olabilirsiniz.

    bu arada kuran okuyup dinden çıkma diye birşey yok. kuranı tefsir yardımıyla anlayarak okuyanlar için hiçbir problem yoktur. ayetleri çarpıtanların ve yanlış yorumlayanların tuzağına düşenler ancak dinden çıkar. kuran ayetleri müslümanların imanlarını pekiştirirken, inanmayanların ise küfrünü arttırır.

    herhangi bir sûre indirildiğinde, içlerinden, (alaylı bir şekilde) bu hanginizin imanını artırdı? diyenler olur. iman etmiş olanlara gelince, inen sûre onların imanını artırmıştır. onlar bunu birbirlerine müjdelerler.
    kalplerinde hastalık (kâfirlik ve münafıklık) olanlara gelince, onların da inkârlarını büsbütün artırır ve onlar artık kâfir olarak ölürler. (tevbe 124-125)

  • çin geliştirdiğimiz aşılar yüksek koruma oranına sahip değil dedi

    bir sene gibi kısa bir sürede aşı üretmenin pek mümkün olmadığını ve üretilse bile bu aşının ne gibi etkilerinin olacağının anlaşılması için uzun yıllar üzerinde araştırılması gerektiğini konuşmanın vakit çoktan geldi ve geçiyor bile.

  • oruç tutmak

    buhari'de geçen bir hadiste orucun aç ve susuz kalmak için tutulmadığı şu şekilde anlatılır; ''yalan sözden, kötü amelden ve kötü söz konuşmaktan kaçınmayan kişinin aç ve susuz kalmasına allahın ihtiyacı yoktur (allah onun orucunu kabul etmez).

    ramazan boyunca kaçınılan bu hertürlü kötü ve günah eylemlerin, yılın geriye kalanında da alışkanlık olarak devam ettirilmesidir. ramazan boyunca elde edilen manevi arınma ve terbiyenin tüm yıla yayılmasıdır.

    fıkhi açıdan oruç tutmaya engel bir sağlık sorunu olanların, doktor tarafından tutmaması gerektiği söylenenlerin ise oruç tutmaları farz değildir, aksine doktorun söylediğini dinlemek farz olur. bu noktada islam kolaylık sağlar ancak hiçbir problemi yokken, virus salgını var tutmamak en iyisi gibi sözlerle daha hasta olmadan oruç tutmaktan muaf olma durumu yoktur.

    müslüman olmayanların ise yapacakları yorumlarda saygılı olmaları gerekmektedir. malesef islam aleyhinde açılan her konuda doğrudan ya da dolaylı olarak islama, allah'a ve hz. muhammed'e hakaret dolu sözler içermektedir. müslümanlar kendi dinlerine laf edilmedikçe karşılık vermez ve hiçbir inanca saldırıda bulunmazken, inanmayanlardan tam aksi bir davranış görüyoruz ve ağza alınmayacak yorum ve hakaretler yazıyorlar. bir müslümanın böyle bir davranış yapması yasak (onların allahtan başka taptıkları hakkında kötü konuşmayın ki, onlar da haddi aşarak bilgisizce allah hakkında kötü sözler söylemeye kalkışmasınlar- enam 108) ve bu davranışlardan kaçınırlar. bu müslümanlar ile bu hakaretleri yapalar arasındaki ahlak farkını, hak ile batıl arasıdaki farkı net bir şekilde gösteriyor. bir müslüman olarak öyle bir durumda olmadığım için allah'a şükrediyorum.

  • söz gümüşse sükut altındır

    konuşmaktansa çoğu zaman susmanın daha hayırlı olduğunu anlatan bir söz. konuşmak zararsız gibi görünsede insanın başına en çok bela getiren şeylerden birisidir. bu sözün kökeni islami kaynaklara dayanır. 9. yüzyıldan itibaren çeşitli kaynaklarda geçtiği görülmüş ve yine bu kaynaklara göre bu söz peygamber hz. süleyman'a atfedilir.

  • türkiye'de ateizm neden artıyor

    @prokaryot 'a cevap

    allahın insanları yaratıp, başıboş bırakmasını, ne halleri varsa görsünler, bulabiliyorsalar beni kendi akıllarıyla bulsunlar, bulamayanları cehenneme atacağım demesini istedin herhalde. allahın peygamberler göndermesi, kitaplar indirmesi ve insanları uyarması, kendinden haberdar etmesi onun merhametinden. yani hiçbir din ve uyarıcı göndermemesi durumunda söylediğin biçimde bir yaratıcı olmuş olurdu. insanlar akıl ve iradeleri ile hayvanlardan ayrılır. allah hayvanlardan değil akıl ve irade sahibi insanlardan kendisini tanımasını istiyor. akıl ve iradene rağmen hayvan gibi muamele görmek istiyenlere söyleyecek bir söz bulamıyorum.

    insanlar acı çekiyor allah sadist ve adaletsiz demek meselenin enine boyuna anlaşılmadığını gösteriyor. öncelikle adalet nedir onu tanımlamak gerekiyor. çok zengin bir adam kapıdan içeriye girdi ve içerdekilere para dağıtmaya başladı. kimine 10 kimine 100 kimine 1000 kendi parasıyla istediği gibi tasarruf ederek dağıttı. şimdi sen bu adama neden paranı bu şekilde dağıttın diyebilir misin ? diyebilmen için karşılığında birşeyler yapman gerekirdi sana hakkını vermezse bu sözleri söyleyebilirdin. aynı şartlarda aynı işi yapan iki kişinin birine az birine çok verilmesi gibi. adaletli birinin ikisinede eşit miktada para vermesi gerekirdi. ancak bizler sahip olduğumuz hiçbir şey için allaha birşey vermedik, bir işte çalışmadık. dolayısıyla o zengin ben neden fakirim, o daha sağlıklı ben neden kusurluyum gibi bir söz söyleme hakkımız yok. ayrıca sadece fakir olmak kusurlu olmak gibi olumsuz durumlar, zengin ve sağlıklı olmakta bir imtihandır. insanlar bu dünyada neden acı çekiyorlar ve adaletsizlikle karşılaşıyorlar demek ise tek dünya görüşüne dayalı ve bir bakış açısıdır. bu dünyada karşılaşılan her sıkıntı her adaletsizliğin ahirette bir karşılığı olacağını, hakiki manada bu dünyada adeletin tecelli etmeyeceğini, ancak ahirette zerre kadar iyiğin ve kötülüğün karşılığı olduğunu anlayarak tek dünya algısından çıkmamız gerekiyor. allah insanları cehennemde yakmak istemiyor. hatta tövbe edenin tüm günahlarını bağışlayacağını hatta kötülüklerini iyiliklere çevireceğini(furkan 70) vaat ediyor. işlenen her günah 1 yazılırken, işlenen her sevap en az 10 yazılıyor. yapanın ihlasına göre bir sevap binler milyonlar yazılabilir. kötülüğe niyet edip yapmayana günah yokken, iyiliğe niyet edip yapmayana sevap yazılıyor. yeni müslüman olan birinin geçmişi tamamen siliniyor.(bkz. sevapların yazılmasıyla alakı hadisler, buhari, müslim, nesai, ebu davut) bu ayet ve hadislerden yola çıkarak allah insanların yanmasını değil, kurtulmasını istiyor. sadist ya da adaletsiz değil, affedici merhametli bir yaratıcı.

    kafirlerle dost olmama konusu insanların bireysel ilişkilerinden çok, siyasete bakan bir meseledir. (bkz. medine dönemi yahudi ve müslümanlar arasında yapılan anlaşmalar ve sonrasında gelişen olaylar ve ilk fırsatta müslümanları arkadan vurmaları. yahudilerin anlaşmalara uymaması, müslümanların onlarla anlaşma yapsalarda temkinli olmaları ve tedbir almaları, tam anlamıyla güvenip sırtlarını dayamamaları gerektiği mesajı veriliyor.). bunun dışında bir müslüman müslüman olmayan kişilerle iyi ilişkilerde bulunabilir. onlara iyilik ve ikramda bulunmasında, sıkıntı olmadığı gibi onlara karşı komşuluk ve insanlık haklarını yerine getimesi zaruridir. onlarla arkadaş olmak değil, dost olmak, günümüz ifadesiyle kanka olma konusunda ise dikkatli olunması hususu vardır. bunun sebebi ise kafirlere kötü muamele etmek değil, onları aşalamak ya da küçük görmek değil, onlardan olumsuz etkilenme, onların fikir ve düşüncelerine kapılmamak içindir. bunun dışında müslümanlar belli bir ölçüde kafirlerle arkadaşlık kurabilirler. aksi bir durum olsaydı ehli kitapla evlenmeye izin dahi verilmezdi.

    nahl 15 deprem ve dağ arasındaki ilişkiden bahsetmiyor. daha doğrusu dağların nasıl oluştuklarıyla alakalı değil, oluşmalarında depremler etken olabilirler ancak kuranda vurgulanan nokta dağların oluştuktan sonra ortaya koydukları işlevleri. bu konuyla ilgili ise kuran dağları kazıklara benzetmesi onların kazık gibi görünün tarafının olduğu gibi yerin içinde görünmeyen uzantısının olduğunu bildiriyor. dağların bu özellikleri nedeniyle deprem meydana geldiğinde yer altında giden dalgalar dağların yer altındaki uzantılarına çarparak etkisini yitiriyor. deprem dalgalarının etkisini kırıyor. dağların ve uzantılarının olmadığı düzlüklerde ise depremler daha yıkıcı etkilere sahip. bu konuda yabancı kaynaklardan çeşitli araştırmaları okudum ve dağların deprem dalgalarınının etkisiz hale getirerek azalttığını ve daha uzak yerlere ulaşmasını engellidiğini okudum. basit bir şekilde nedeni ise dağların yer altındaki uzantılarının olması ve bu uzantıların normal yer altı tabakalarına göre daha sert yapıda olmalarından. sert bir yapıya çarpan dalgların iletkenliği ile daha yumuşak hatta yoğurtumsu bir yapıda olan yer altındaki katmanların iletkenliğinin bir olmamasından. dağlar sadece depremlere karşı değil, sert yapılarıyla katmanların bir arada tutulmasını sağlıyor. bu gibi konuların doğru kaynaklardan araştırılması, ve ayetin tam olarak ne ifade ettiğinin anlaşılması gerekiyor. aksini iddia eden olursa, bu tartışmalardan bağımsız olan, dağların depremleri nasıl etkisiz hale getirdiğini anlatan ingilizce makale ve araştırmaları paylaşabilirim. hatta yeterli ingilizcesi olan türkçe kaynaklara bağlı kalmadan(ne müslüman ne de atiestlerin bakış açısına göre yazılmamış) kendisi araştırıp kimin doğru söylediğini kendi gözleriyle görebilir.

    son olarak ''üstüne üstlük kendi hakkında hiçbir delil yoktur.'' sözüne karşılık, allahın varlığına dair delilleri buraya yazmaya kalkmayacağım. her konu ve soru başlıbaşına sayfalar dolusu cevap isteyen konular aslında. allahın varlığını ve delilini kabul etmeyi sadece allahı gözleriyle görmeyle sınırlı tutuğu için hiçbir delil olmadığını söyleyebilirsin. benim için ise gördüğüm, algıladığım herşey allahın varlığı için bir delildir. bunları nasıl yorumladığına ve algıladığın önemli. kabul etmek istemeyenler arasında aşırıya kaçan öyleleri varki gözleriyle görseler yinede inkar etmeye devam ederlerdi.

  • türkiye'de ateizm neden artıyor

    kuranın ayetlerinden maide 33, ahzap 50, nur 2 ve tevbe 5 ayetlerini, diğer ayetlerden bağımsız bir şekilde alıp öncesindeki ve sonrasındaki ayetleri bile okumayan, tefsirlerden açıklamalarına ve nüzul(iniş sebeplerine bile bakmayan ateistlerin dinden çıkmalarına şaşmamalı. kuranı bildiklerini ve araştırdıklarını zannediyorlar ancak birçok faktörü göz ardı ederek ayetleri çarpıtıyorlar. bu yüzden ateistlerin anladığı islamla, müslümanların anladıkları birbirinden çok farklıdır. şimdi bu ayetleri müslümanlar gözünden anlayalım;

    maide 33 : allaha ve peygamberine karşı savaşanların ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışanların cezası ancak ya öldürülmeleri veya asılmaları yahut el ve ayaklarının çapraz olarak kesilmesi ya da bulundukları yerden sürgün edilmeleridir. bu, onların dünyada uğradıkları aşağılayıcı cezadır. âhirette ise onlar için büyük bir azap vardır.

    maide 34: ancak onları yenip ele geçirmenizden önce tövbe edenler müstesna! biliniz ki allah çok bağışlayıcı, çok esirgeyicidir.

    ayetin iniş sebebine değinmeden önce ateistlerin ne kadar çarpıtıcı olduklarını göstermek için hemen takip eden ayeti maide 34' de paylaştım. zira allahın tövbe edenlere karşı nasıl rahmetli olduğunu gösteriyor. şimdi ayetin tefsirine gelelim,

    buhârî ve müslimin naklettikleri bir hadise göre ukül ve ureyne kabilelerinden bir grup insan medineye gelerek müslüman olmuşlar, daha sonra da hz. peygambere buranın havası kendilerine iyi gelmediği için hastalandıklarını bildirmişlerdi. resûlullah da onları zekât olarak toplanmış olan beytülmâl develerinin otlatıldığı yere gönderdi; beslenme ve tedavi maksadıyla develerden yararlanmalarını tavsiye etti. onlar da hz. peygamberin tavsiyelerini uyguladılar. fakat bir süre sonra sağlıklarına kavuşunca islâmdan dönerek çobanı ağır işkencelerle öldürdüler, develeri de sürüp götürdüler. hz. peygamber olayı haber alınca arkalarından adam gönderip onları yakalattı ve çobana yaptıkları işkencenin aynısını kısas yoluyla kendilerine uygulanmasını emretti (buhârî, tefsîr, 5/5; diyât, 22; müslim, kasâme, 9).

    ayette bahsedilen olay müslüman bir çobana işkence edip öldüren kişilerin cezalandırılmalarıyla alakalı. tabiki bu ayet sadece bu kişilerle sınırlı değil, benzer eylemleri yapan herkes için geçerli bir hükmün tatbikiyle alakalı. ayette belirtildiği gibi bozgunculuk çıkartan kişilerin cezası yaptıklarının aynı yani kısas olmuştur. bu ayetin şiddetle alakası olmadığı gibi aslında suç işleyen kişilere ceza verilmeyle alakalı olup, madur olan kişilerin ise hakkı aranıp adeletli bir şekilde ceza uygulanmasıyla alakalıdır. bu tür suçlara bulaşmış olsalarda tövbe etmeleri halinde allahın merhameti bu kişileride kuşatmakta.

    bilindiği gibi hz. muhammed'in toplamda 12 tane eşi bulunmaktadır. azhap suresi ise ona evlenlikle alakalı özel izinler sunmuş ve bir peygamber olarak vazifelerini yerine getirebilmesine imkan sağlamıştır. evet aslında düşünülenin aksine o'nun birçok eşinin olması peygamberlik vazifesinin gereği ve bunun delilidir. sebebi ise çevresinde birçok erkek sahabe olmasıyla dinin umumi ve açık emirlerini onlar vasıtasıyla aktarabilmişken, islamı aile yapısı, mahrem ve kadınlara özel meseleleri aktarabilmesi için bir topluluğa ihtiyaç duymasından kaynaklanmaktadır. peygamberin eşleri kadınlar arasında islamın aktarılmasına, onların özel sorunlarının çözülmesine olanak sağlamışlardır. 25 yaşından 40 yaşına kadar hararetinin en yüksek olduğu dönemlerde tek bir eşle yetinmiş olan birinin 50lili yaşlarda durgunlaştığı bir dönemde kendi zevki için evlendiğini iddia etmek, onun peygamberlik vazifesini görmekten gelmek tamamen bir iftiradır ve meseleye tek taraflı bakmaktır. onun en azılı düşmanları bile o'na bu yönden saldırmamış ve hatta en küçük bir eleştiri bile getirmemişken, şimdi böyle bir eleştiriyi getirebilmek kimin haddine !

    nur 2 : zina eden kadın ile zina eden erkeğin her birine yüz sopa vurun. allaha ve âhiret gününe inanıyorsanız, allahın dinini uygulama hususunda o ikisine karşı merhamet duygusuna kapılmayın. müminlerden bir topluluk da onların cezalandırılmasına şahit olsun.

    sadece bu ayete paylaşılarak sanki durmadan insanlara sopa vurulduğu algısı oluşturulmaktadır. kurana bütüncül bir anlayışla bakmayan ve bir konu ile ilgili tüm ayetleri göz önünde bulundurmayan kişilerin en başta büyük bir ilmi hata yaptıkları bir gerçektir. ayet ve hadisler parça parça, tek tek değil bir bütün olarak ele alınmalıdır. bu ayetin uygulanma ihtimalinin aslında ne kadar düşük olduğunu, günümüz modern hukukun bile islamdan aldığı bir prensibi yani cezanın göz korkutucu olması olarak değerlendirilir. konu açılmışken batı hukukunun temelleri aslında maliki fıkhı prensiplerine dayanmaktadır. (bkz. ingilizce kitap effects of maliki fıqh in western legal systems) konumuza dönelim zinanın onaylanıp sopa vurulması için yerine gelmesi gereken fıkhi şartlar vardır. bunların bir araya gelmesi ise tarih boyunca nadiren olmuştur. diğer bir seçenek ise zina yapan kişinin kendisini arınmak için itiraf etmesidir. zina cezası için gereken fıkhi şartlar, nisa suresi 15 belirtildiği gibi 4 şahit gerekmektedir. bu şahitleri nasıl görrmeleri gerektiğine dair fıkh kitaplarında birçok kişinin ilgisini çekecek detaylar vardır. kadın ve erkeğin yatakta olması ya da çıplak yakalanması bu şartları karşılamaz. 4 şahitinde erkeğin kadının cinsel organına girdiğini açık bir şekilde görmesi şartı aranır.(fıkhı bir konu olduğu için açık bir şekilde anlatmam gerekiyor) yani zina cezasının uygulanması için mevcut şartların bir araya gelmesi çok nadir sopa cezası uygulamadan çok caydırmaya yöneliktir. caydırmaya yönelik cezalar günümüz modern hukukun bile bir parçasıdır. benzer fıkhi şartlar hırsızların ellerinin kesilmesi vs diğer cezalar içinde mevcuttur. hatta fıkhi detayları bilen hırsızların akıllıca davrandıkları islami kaynaklarda mevcuttur. yani bu cezaların ağır olması, caydırıcı olmasından kaynaklanmaktadır. uygulamada ise nadiren görülür.

    tevbe 5 ve 6 yıda ekliyorum çünkü yine ateistlerin yaptığı bir çarpıtmayı göstereceğim.

    haram aylar çıkınca, müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün, esir alın, kuşatın ve onları her geçit yerinde gözetleyin. şayet tövbe ederler, namazlarını kılarlar ve zekâtlarını verirlerse artık onları serbest bırakın. allah yarlığayıcıdır, bağışlayıcıdır.
    ve eğer müşriklerden biri senden korunma isterse, allahın sözünü duymasına fırsat vermek için onu koruma altına al; sonra onu kendi güvenlik bölgesine ulaştır. bu uygulama, onların bilmeyen bir topluluk olmalarından dolayıdır.

    tevbe 5 ve 6 ayeti müslümanlara savaş açmış kişilere karşılık verilmesi, savaş alanında düşmana karşı nasıl mücadele ve muamele edilmesi hakkındadır. umumi bir şekilde tüm kafirlerleri, müşrikleri içine almaz. sana kılıç çekene sende kılıç çekersin tabiki. her komutanın savaş meydanında askerlerine vereceği emir gibi düşmanların yok edilmesi emredilmesinin yanında, eğer sizden aman dileyen olursa onların öldürülmemesi söylemektedir. tevbe 6 ayeti zaten herşeyi netleştiriyor. aman dileyen düşman askerine dokunulmaması emredilirken, size hiç bulaşmayan savaş açmayanların durumu ne olur sizce ? tabiki onlarla bir işiniz olmaz. savaş size kılıç çekenlerle yapılır. bunun yanında islamın savaş hukukunu bütüncül bir şekilde anlamak için tek bir ayetle değil, ilgili tüm ayet ve hadislerin göz önünde bulundurulması gerekmektedir. zira kadınlara, yaşlılara çocuklara dokunulmaması, ağaçların bile kesilmemesi gerektiğini diğer ayet ve hadislerden öğrenebiliriz. ne hikmetse bu ayet ve hadisler ateistlerin gözünden kaçıyor ve sadece tek bir ayeti ve hatta hemen peşinden gelen ayeti bile göremiyor. islamı doğru dürüst araştıran, doğru kaynakları kullananlar için islamdan çıkmaya hiçbir sebep yoktur aslında. sorumluluktan kaçan, kendine özgürlük arayan, bir yaratıcıya boyun eğmeyi gurur meselesi yapanlar için ise bir ayeti yanlış anlamak dinden çıkmaya yetecek bir sebep olabiliyor. benim gördüğüm, bildiğini ve araştırdığını zanneden ateistlerin aslında hiçbir şey bilmedikleri ve araştırmadıklarıdır.

  • kur'an incil ve tevrat'ın sumer'deki kökeni muazzez ilmiye çığ

    semavi dinlerin benzer olması hepsinin aynı kaynaktan gönderildiğinin delilidir. bu iddialar tamamen asılsız olup, aradaki benzerlikten başka sunulan bir kanıt yoktur. semavi dinlerin söylediği şey ilk insan hz. ademden beri gönderilen tüm kitapların ufak şer'i farklılıklar hariç genel manada aynı olduklarıdır. sümerlilerde benzerliklerin bulunması semavi dinleri çürütmez aksine destekler niteliktedir. heleki hz. musa, hz. isa ve hz muhammedin sav kendilerinden önceki metinleri öğrenmedikleri göz önünde bulundurulunca, tek kaynaklarının ilahi kaynaklı vahiy olduğu gerçeği ortaya çıkıyor. bilindiği gibi hz. muhammed okuma ve yazması olmayan ve ne tevratı ne de incili öğrenmişken birde günümüzde ortaya çıkartılan sümer metinleriyle ilişkilendirilmesi dayanaksız ve çürük bir iddia olmuştur.

  • mucize

    mucize, yaratıcının göndediği peygamberlerine, davalarını ispat etmeleri için vediği olağanüstü hallerdir. peygamber olduğunu söyleyen birisinden ilk istenen şey mucize göstermesidir. mucize fizik kurallarının ötesinde insanların açıklayamayacağı türden şeylerdir. herşeyin yaratıcısı olan zatın, mevcut olan her kanun ve kuralında koyucusu, yaratıcısı ve tasarlayıcısı olduğundan bunlara bağlı kalmadan istediği vakit istediği yerde bunları değiştirebilmesinin açıklamasıdır ve bizim için imkansız olduğundan verildiği isimdir. örnek vermek gerekirse bir yazılımcının yazıdığı yazılımda istediği değişiklikleri yapabilmesi, hatta kodlamayı tam tersine çevirip zıt bir şekilde işler hale getirebilmesi gibidir. aynı şekilde yaratıcı istediği vakit ateş yakmaz, bıçak kesmez vs... mucizeye kendilerince mantıklı ve bilimsel açıklama getirmeye çalışanlar ise mucizenin ne manaya geldiğini ve yaratıcının neler yapabiliceğini anlamamış kimselerdir.

  • Daha önce hiç favori vikisi olmamış...

  • Daha önce hiç görseli olmamış...