• savaşta en mantıklı şeyin kaçmak olması

    husiler ile suudi ordusunun çatışmasını gördükten sonra edindiğim fikir. bunun korkaklıkla alakası yok. savaşacak bir sebep olmamasıyla alakası var.

    örnek
    bir iç savaş var kürt-türk savaşı. ben kökeni kürt olan atatürk milliyetçiliğine bağlı biriyim. ne yapayım? akrabalarımı, sevdiklerimi mi vurayım? ya da onların tarafına geçip arkadaşlarımla, dostlarımla mı savaşayım?

    ya da başka bir örnek
    farzımuhal herhangi bir bir ülke ile savaştayız. eğer müslüman olmazsa savaştığımız ülke millet allah için der savaşır. e peki müslüman bir ülkeyse ne olacak? onlar da bizi vurduğunda allahu ekber diyecek biz de onları vurduğumuzda.... halbuki benim için ikisinin de bir önemi yok çünkü müslüman değilim.

    atamız dinin iş görmediğini fark edince ne yapmış? milliyetçilik pompalamış. mantıklı ve çok doğru bir karar ama milletimi önemsemiyorsam? ben savaşacağım, belki ülkemin bağımsızlığı için öleceğim de ne için? öldükten sonra siyasilerin benim üstümden pirim kasması için mi? 10 lira için kavga edip birbirini öldüren halk için mi? benim kanımla kurtulan vatanda birilerini ilahlaştırsınlar diye mi? onları celladın elinden kurtarmama rağmen kendilerine yeni bir cellat yapıp aşık olsun diye mi? ya da ülkemin hayvanlarına işkence yapsın, kadınlarına tecavüz edip öldürsün diye mi?

    peki bu savaşın sebebi beceriksiz ülke yöneticileri ise ne olacak? onların hatasının sonucuna katlanmak zorunda mıyım?

    yazdıklarımdan hiçbir halt anlamayıp "tabi korkaksan kaçarsın" yazacaklar için şu örneği de vereyim:
    einstein eğer korkaklık yapıp amerika'ya yerleşmeseydi fizik bu günkü yerinde olamazdı. şimdi o korkak mı oldu? bir de "sen einstein değilsin ki, kim seni alıp ne yapsın? "diyecek çıkacaktır. merak etme zaten türkiye gibi keriz bir ülke yok ki boş beleş insanları ülkesine doldursun. burada olasılıktan bahsediyoruz

    edit: düzeltme
    edit 2: bunun korkaklıkla alakası yok dememe rağmen anlamayan arkadaşlar olduğu için edit eklemekte zorunlu hissettim. uzun bir edit olacak uzun yazı sevmeyenler aşağıyı okumayabilir.

    ben konya'da yaşayan yobaz bir ailenin çocuğuyum. 1 sene öncesine kadar da yobazdım. yankı odamdan çıktıktan sonra o güne kadar "değerlerim" dediğim her şey alt üst oldu ve aslında değerleri kendimizin yarattığını fark ettim. ben kürt kökenli olmamdan ötürü ırkçılığa da maruz kaldım, memleketime gittiğimde de garip karşılandım (ajitasyon yapmıyorum sonuna kadar okursan anlarsın) ben her gün "değerlerimden" biraz daha soyutlandım. coğrafya'nın gerçekten kader olduğunun farkına vardım. en basitinden çevremdekilere üni diploması bile olmayan birinin ülkeyi yönetmesinin saçmalığından bahsediyorum. beni doğrulamak yerine, beni düşmanlaştırıyor ve bu cahil adam benim nasıl yönetileceğime karar veriyor. zaten ırkçılığa maruz kalmamadan ötürü "vatan sevgimi" kaybediyordum. bir de bu cahillerden milyonlarca olduğunu anladığımda "ülkeme olan aidiyet duygumu kaybettim". benim için vatan demek çoğunluğu yobaz ve cahillerin olduğu bir kara parçası haline geldi. şimdi burada bir arkadaşa gel amerikan ordusuna katılıp savaşalım desem "olum manyak mısın?" gibi bir tepki alırım normal olarak. bana ne en elin amerikalısından? der teklif ettiğim kişi. işte benim için amerikan ordusuna katılıp savaşmak ne kadar saçma bir şeyse bu da öyle. elimde, benim için şehit olanlar dışında hiçbir savaşacak sebep kalmadı. onu da çok umursamıyorum çünkü o şehit olan adam bktan bir sebep yüzünden birbirini öldüren halkı görseydi şehit olmak ister miydi bilmiyorum. sonra bebekler ölmesi, neslin devam etmesi gibi şeylerde bu aidiyet hissimi aramaya çalıştım. onda da bulamadım. 8 milyara yakın insan var ve kaynaklar yetmeyecek birilerinin ölmesi gerekecek. benim çevremdekiler olursa üzülür müyüm? evet ama yine de yeterli bir sebep değil. "ortalama kültür düzeyi afganistan seviyesinde" (bana saldırmayın celal şengör sözüdür) olan bir toplumun kıçını kurtarmak için ölmek istememenin korkaklıkla alakası yok.

    son olarak bir de "sen nesin? de herkesi gömdün" diyecek olacaktır. ben ortadoğu bataklığından kendimi kurtarmaya çalışan birisiyim. gerekirse canımı bile veririm deyip başındaki yöneticisini bile doğru seçmeyen cahil değilim. bk çukurundan çıkmaya çalışmak korkaklık değildir

  • gereksiz savaş cinayettir. iki taraf da haksızsa savaşmamak korkaklık değildir. mantıklı olan böyle durumlarda kaçmak ya da uzak durmaktır.

    mesela bir ülkede hükumet bir tarikatı başa getirip, sonra da arası bozulunca savaştığında ve sözde, demokrasi uğruna savaşıp, demokrasiyle alakasız bir ucube sistem getirdiğinde hiç bulaşmamak gerekir. (inşallah ülkemizde bu hayali senaryo olmaz)

    bazı savaşlar ise gelecek nesillere, vatana, adalete ve bağımsızlığa inananlar için zorunludur. bunlar, için ölmek bir son değil, bağımsız yaşayacak milletleri için bir başlangıçtır. esaret, ölümden beterdir. o zaman ölmek de öldürmek de meşru müdafaa ve haktır. bunlar ancak işgalcilere karşı verilen bağımsızlık savaşları için evrensel olarak geçerlidir.

  • gelecek nesiller uğruna ölenler olmasaydı, bizler ya yaşamıyorduk ya da esaret içinde ölüme hasret çekiyorduk. şu an sahip olduğumuz her şeyi geçmişte " gelecek nesiller uğruna" ölenlerin emeklerine borçluyuz.

    savaşmayınca her şey düzelir diye düşünenler olacaktır ama bu doğru değildir. pasif davranmanın sonu esarettir. esaret, hergün işkence çekerek yaşamaktır. esir alanlar için sorun yok gibi görülse de azgınca egemenlik sahibi olan her güç, israf ve talana sebep olur. bu da kaçınılmaz olarak topyekün sonlarını getirir. tarih, bunun sayısız örnekleriyle doludur.

    savaşmaktan kastım sadece zarar vermek ve öldürmek değildir. hukuk mücadelesi vermek, yürüyüş ve gösteri yapmak, ses çıkartmak da savaştır.

    hepimiz birgün öleceğiz. gelecek nesiller uğruna ölenler de savaşmasalardı şu an zaten ölü olacaklardı. değişen tek şey tercihtir. dolu ve haysiyetle yaşanmış, şerefle sonlanmış bir hayat ile boş ve uzun yaşanıp, sonuçta yine sonlanmış başka bir hayat arasındaki tercih.

  • merhaba,

    savaşmak tüm sürü canlılarında var gibi bu durum evrimsel süreçte fayda sağlamış olacak ki günümüze kadar taşınmış. bu durumun mantıksız gelmesi doğal yasam sürecinden uzaklaşmış olduğumuzu düşünmemiz fakat aksine hala bu döngünün içindeyiz.

    bir canlı neden hayatından vazgeçer? sorusuna gelecek olursak canlığılığın yegane temeli üremek bu durumda soyun devam etmesi için feda edilmen gerekiyorsa edileceksin yada içgüdüsel olarak bunu kendin isteyeceksin.

  • birilerinin hatasının bedelini sen ödeyeceksen kaç aga! bir aptal sen misin? savaş en son verilir, başka çaren olmadığı zaman, buna mecbur olduğun zaman... değmesi gerekiyor, içine sinmesi gerekiyor. eğer içine sinmiyorsa kaç! muhtemelen yanlış giden bir şey var ve muhtemelen onu yakalamışsındır. değmeyeceğine inandığın her savaştan kaç. unutma savaşlar sadece askeri olmaz. hele günümüzde...

    aslında insanoğlu hep bir savaş içerisindedir, bazen kendisine, bazen başkalarına bazen hayat içerisinde... şiddet ile çözülmeye çalışılan savaş en kötüsüdür, kutlu olanı ise akılla verilen savaştır bana göre.

    fedakarlıkla aptallığı ayırmak gerek. umarım anlatabilmiş ve umarım yanlış anlaşılmamışımdır.

  • liberalizm, savaş yapmayın gak guk sözlerle sizi silahsızlanfırıp bı sokarlarsa füzeyi o zaman dünya barışını tersten görürsünüz. türkiye benim kabilem bu kabilede mutlu yaşamak için fedakâr olmak lazım ölmek son çare oda çare değil kimse öleyimde vatan kurtulsun demez.

  • bu nasıl bir mantıktır? insanlar vatanı için, vatanında yaşayan bebek, çocuk ve diğer insanlar için fedakarlık yapıyorlar. sırf onlar yaşasın, gelecekleri olsun diye. ne yani sence kurtuluş savaşında insanlar az önce söylediğim amaçlar uğruna savaşmak yerine kaçmalı mıydı? o zaman görürdün sen barışı da huzuru da refahı da.
    senin gibi kendinden başkasını düşünmeyen, vatan millet gibi kavramlarla alakası olmayan, ülkesini, milli değerlerini ve ülkesinin vatandaşlarını düşünmeyen korkak ve bencil bir insan için böyle düşünmen normal. sen kaç, hayatın boyunca kaç. o zaman hem dünya hem de sen huzura erersin.

    ayrıca ırak'ta, afganistan'da, suriye'de, japonya'da ve daha nicelerinde gördük liberalizmin savaşı nasıl bitirip huzur ve refah getirdiğini.

  • savaşın mantıklı bir yanı yoktur, eğer iki devlet savaşacak noktaya geldilerse ikisinin ne merhameti ne de mantığı kalmıştır. zerre mantıkları olsa zaten savaşmadan çözüm bulunabileceğini bilirlerdi ama insanlık ve salak döngüsü işte.